Kullanıcı Adınız:

Şifreniz:

 (Şifre Sor)
Üye Ol

Site

Blog Anketler İstatistikler Üyelik Künye SSS E-mail Linkler

Haberler

Genel Türkiye'den Yurtdışından Siteden Haber Arşivi Eski Haberler

Animeler

İsme Göre Türe Göre Yıla Göre Puana Göre Kategoriye Göre Yeni Yayımlanacaklar

Mangalar

İsme Göre Türe Göre Yıla Göre Puana Göre Yeni Yayımlanacaklar

Yazılar

İncelemeler Röportajlar Detaylı Tanıtımlar Kitap İncelemeleri Etkinlikler Yazışmalar Diğer

Çizim

Julie Dillon'ın Dersleri Patrick Shettlesworth 'ın Dersleri

Kişiler Şirketler

 

Harun Can İle Seslendirme Üzerine...

Yazar: petite

15 Ekim 2006

Röportaj konusunun uzmanı değilim; yani Petite bir işe kalkıştın ya, inişin sert olmaz umarım. Tamam tamam heveslendim, röportaj yapacağım diye.Alnımın akı ile bir çıksam işin içinden, bir oh desem. Hımm, bunun için biraz düşünmek gerek neler yapabiliriz diye. Dudaklarımın arasında yanmak için bekleyen sigarayı düşünüyorum bir yandan. Cümlenin sonunun gelmesini beklemek durumundayım ki sönük olan yanabilsin. Arada yaramazlık yaparak değişik bir şeyler karalamak gerektiğine inananlardanım. Harun Can ile yapacağımız söyleşinin temelleri de bu yaramazlıklardan nasibini alacak. Sonuçta site sakinlerinin, gündelik sıkıntıların verdiği rehavetten bu söyleşiyi okuyarak bir nebze olsun kurtulabileceği kanaatindeyim.

Evet efendim, Türkiye’de son zamanlarda seslendirme konusu ortaya döküldü ancak sadece döküldü, toplayan yok ve bu durum iç sıkıcı bir hâl aldı. Seslendirme sanatçılarına gereken önemi veren bir toplumda yaşamıyoruz maalesef. Burası caponya değil! Bu işin eğitimini almış, yıllarca kayıt odalarında emeğini harcamış insanlar, sadece bu işi yaparak geçinemiyorlar. Nette yaptığım ufak çaplı araştırmanın sonucunda buna kesinlikle inanır oldum. Küçükken izlediğimiz çizgi filmlere hayat, duygu ve ses veren ve şimdilerde ise bu sesleri duyduğumuzda “Aaaa bu adam o adam mı?” tepkileri verdiğimiz insanların, parayı geçtim, takdir bile edilmemesini eshefle kınıyorum. (Bu arada sigaramı hâlâ yakamadım, yaratıcılık vuku buldu bende, gidebildiği yere kadar yazacağım.)

Bir sendika oluşsa bile gerekli disiplin sağlanamadığı için bir yerde yarım kalmışlık yaşanıyor (Çok mu sert bir giriş oldu acaba? Hımm, çakmak nerede? Nikotin alırsam daha yumuşatabilirim belki.)

Bir diğer sorunsal ise önüne gelen “seslendirme sanatçısıyım” der oldu ki bunun üç beş günlük bir eğitimle başarılamayacak bir iş olduğunu anlamış bulunmaktayım (ne mutlu bana). Konu ile ilgili emek sarfedilmesi gerektiğine inanıyorum. (Nikotin işe yaramadı galiba.)

Petite: Siz ne dersiniz Harun Bey?

Harun Can: Değer konusunda seslendirme sanatçıları vs. diye ayırmaya gerek yok bence, toplumumuz genel olarak sanatçı kavramının ne olduğunu anlamakta zorlanıyor gibime geliyor. Sanatsal üretimde bulunan kişilerin geneline karşı bir haksızlık durumu var. Şimdi "seslendirme sanatçılarına değer verilmiyor." demek eksik olacak. Bu genel bir problem.

Petite: Sizce bu sorunu nasıl çözebiliriz? Devlet büyüklerimizi karıştırmadan yapabilir miyiz acaba? Ki onların karıştığı her şey daha beter hâl alıyor.

Harun Can: Devlet büyüklerimizi karıştırmadan çözeriz tabii. Neden çözemeyelim? Mesela kötü dublajlı bir film izlediğimizde televizyonumuzu balkondan atarak, toplu televizyon kırma eylemlerine başlayabiliriz? Şaka bir yana, Devlet ile ortak bir hareket olmadan bu işin çözülmesi mümkün değil. Şu an telif hakları ile ilgili yasalar var. Ancak bu yasalar uygulanmıyor

Bu yasaların hızla uygulamaya geçirilmesi lazım. Çok ciddi paralar hiç oluyor. Sokağa arabasını park edenden vergi toplama peşindeki devlet, bence önce var olan yasalarını uygulamaya koyarak açığını kapatmayı düşünmeli kanımca. Bunun düzenlemesi zaten var. Sadece "uygulanacak”. Seslendirme sanatçılarının meslek tanımında düzenlemeler yapılmalı. Ve daha bir çok şey… Bunlar bireysel çabalarla halledilebilecek şeyler değil. Ben devletin el attığı bir şeyin, daha kötü olacağına inanmak istemiyorum.

Petite: Örnek verebilirsek; geçenlerde, ki bayağı oluyor (zaman kavramımı bir gözden geçirmem lazım benim, evet.), Show TV’de X-Files filminin gösterimi yapıldı. Kendi adıma “Aman Allahım, Mulder’a ne yapmışlar böyle?” diyerek, gözlerimde beliren yaşları sildim. Peki böyle durumlarda işin içinden biri olarak ne öneriyorsunuz? Nasıl tepki vermeliyiz? ”Aydınlık Seslendirme İçin,1 Dakika Karanlık“ sloganı başlığında sırtaki mi yapsak?

Harun Can: Nasıl tepki vermelisiniz? Bu bizim sorumluluğumuz olduğu kadar, sizin de sorumluluğunuz. Unutmayın ki siz bu ürünü satın alan kitlesiniz. Satın aldığınız ürünün kusurlu olmasına göz yummak sizin zaafınız. İnsanlar Digiturk'e her ay para veriyor. Kaç insan Digiturk'teki bir filmin seslendirmesini beğenmediğinde veya yayın ile ilgili bir hata bulduğunda telefonu açıp müşteri destek hattına "Siz bana kusurlu hizmet satıyorsunuz!" diyor? Kaç kişi satın aldığı DVD filmlerin dublajlarındaki "şaka gibi" hâller yüzünden o dvd’yi basıp size satan firmaya dönüp hakkını arıyor? Toplumun bilinçli olması lazım. Siz şifreli yayın "yapmayan" televizyonlarda bir film izlemek için bile, reklam seyrediyorsunuz. Yani bir bedel ödüyorsunuz. Satın aldığınız ürünün kusurlu olmasına göz yummamanız gerekli. Bu toplu bir sorumluluktur. Artık çocuklar konuşmayı televizyondan öğrenir oldu. Çok hassas davranmak lazım. Televizyonda kullanılan dili, filmlerin seslendirmelerini dikkatle yapmak gerekiyor. Yapılan hatalar, başkaları için doğru oluyor.

Petite: Aslında X-Files üzerine ben web aracılığı ile şikâyet dilekçesi yazdım ancak bir cevap bile alamadım. İnsanların bu kayıtsızlıktan dolayı şikâyet etmemesi gibi bir olasılık yok mu?

Harun Can: Peşinden koşun şikayetinizin. Israrcı olun. Yılmayın. Bu sadece seslendirme vs. için değil. Rahatsız olduğunuz bir şeyi dile getirin. Toplumumuz şikayetini dile getirme özelliğini yitirdi. Herkes her şeyi kabul ediyor. Size birilerinin canının istediğini sunmasına izin vermeyin. Bence beklentiler daha yüksek tutulmalı. Her şeyi olduğu gibi kabul edeceksek, ilerleme nasıl gerçekleşecek?

Petite: İzlememek bir şikayet türü değil o zaman? Ki televizyonda film izlemenin işkence olduğunu herkes kâbul etti.

Harun Can: İzlememek biraz "pasif" olmak olmuyor mu? Sen izlemesen, bir başkası izliyor ve izlediği ürünün kusurlu olduğunun farkına bile varmıyor belki.

Petite: TRT seslendirme konusunda eski titizliğini kaybetti gibi geliyor, birçok arkadaşımdan da aldığım duyum bu yönde. Eski çizgi dizilerin seslendirmeleri daha bir tatlı ballıydı sanki.

Harun Can: Sadece TRT değil, her yerde bu iş kan kaybetti. Eskiden seslendirme oyunculuk konusunda kendini kanıtlamış insanların işiydi. Bu disiplini almadan o stüdyolara adım atmanız pek mümkün değildi. Devlet ve özel tiyatro sanatçıları, konservatuvar mezunları, -ve hatta bazen- konservatuvar öğrencileri bile stüdyolarda ancak küçük roller konuşabiliyordu. Bir okul gibiydi. Tiyatro'daki usta-çırak ilişkisi, seslendirme stüdyolarında da yaşanıyordu. Şimdi bu denge bozuldu ve ortaya çıkan ürün de bozuldu haliyle.

Petite: Aslında ortasından başladık röportaja, gerçi merakı kamçılamış da olduk. “Eee sadede gel” nidalarını duyar gibiyim. Site sakinlerimiz sizi merak ediyorlar. Kimdir Harun Can?

Harun Can: En zor soru. Kendi hâlinde biridir aslında. 27 Mart 1980 doğumluyum. 86 yılında bir sinema filminde oynayarak bu mesleğe bir biçimde girmiş oldum. 88 yılında bir sınav ile TRT Ankara Radyosu Çocuk Kulübü'ne kabul edildim. İlk eğitimimi de burada aldım. Burada Ecder Akışık, Rüştü Asyalı, Sungun Babacan, Selma Yeşilbağ ve daha pek çok değerli insan tarafından yetiştirildim. Radyoya girmemle birlikte Radyo Tiyatrosu ve Çocuklarla Başbaşa programlarında görev almaya başladım. Bu sırada TRT Seslendirme'lerine de katıldım. Aynı zamanda TRT'nin çeşitli yapımlarında oyunculuk yapmaya başladım. Pek çok TRT yapımı dizide ve filmde oynadım. Çeşitli yarışma, çocuk programları sundum. 96-97 yıllarında yine TRT bünyesinde "Çocuk Haber"de haber spikeri olarak görev aldım. 97 yılında her şeye bir ara vermek zorunda kaldım. Çünkü konservatuvar sınavları için hazırlanmaya başlamıştım. Aynı sene Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Oyunculuk Bölümü'nü kazandım. Burada da çok değerli hocalarım oldu. Cüneyt Gökçer, Bozkurt Kuruç, Erdal Küçükkömürcü, Cihan Ünal ve daha pek çok değerli sanatçının tecrübesinden faydalanma imkânı buldum. Özellikle Erdal ağabeyime minnetim sonsuzdur. Konservatuvar yıllarında müzik ile daha fazla ilgilenmeye başladım. Çeşitli müzik gruplarım oldu. 2001 yılında okuldan mezun oldum ve aynı sene dostum Ali Aziz Çölok ile KorkuluK'u kurduk. KorkuluK halâ devam ediyor. Konservatuvar'ın ardından özel tv'ler ile de çalışmaya başladım. Ondan önce de bazı özel televizyon işlerim olmuştu ama konservatuvardan sonra bunlar daha da arttı. Çeşitli sinema filmlerinde seslendirmelerim oldu. Sizin ilginizi çekecek anime dizilerden Beyblade'de başrolü seslendirdim. Bir yandan KorkuluK ile çeşitli konserler vs. verdik.

Petite: Şöyle bir düşününce. Immm 19 sene, hesaplarsak 6.935 gün 166.440 saat ediyor, dile kolay ki insanın “vay be” diyesi geliyor.Bu durumda bu işin içinde 7 yaşından beri varsınız. Bu işi istediğinizi nereden biliyordunuz? Hayalinizde başka bir meslek var mıydı? Yoksa saldım çayıra haydi breee kabullenişi midir?

Harun Can: 27 Mart doğumluyum ben… Dünya tiyatrolar günü... Ben, beni bildim bileli bunları yapmak istedim. Bir de eskiden Eurovision'u izlerken, hep kötü dereceler alırdık ve milli meseleydi o zamanlar bu Eurovision hadisesi bilirsin. 8-9 yaşımdayken büyük heyecanla onları seyredip "ben bir gün şarkılar yazacağım!" diye şımardığımı hatırlıyorum. :)

Petite: Sonuçta profesyonel olarak bu işi çocuk yaşta yapmaya başladınız, bu da zor bir durum. Özel hayatınız ile profesyonel hayatınız arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz? Bu konuda en çok kimden destek gördünüz? (Maşallah tütütütü maşallah! Acaba kurşun mu döktürsek?)

Harun Can: Farklıydı… Benim hiçbir zaman sıradan bir öğrencilik hayatım olmadı mesela. Zaten okulda da devamlı tiyatro grupları ile ilgilenirdim vs… Bazen çok zor zamanlar olabiliyor.

Erdal Küçükkömürcü... O benim hem öğretmenim, hem ağabeyim. Onun bana verdiği desteği hayatımın sonuna kadar unutmayacağım. Bu meslekte sizden eski insanlarla konuşabilmek çok önemli. Onların sözlerini duymak gerek. Ben çok şanslıydım ki çocukluğumdan beri hocalarım ile yan yana çalışma imkânı yakaladım. Onlarla sürekli iletişim kurma şansına sahiptim. Erdal Küçükkömürcü, Cem Emüler, Selma Yeşilbağ (ve ismini şu an anmadığım ya da unuttuğum herkese) minnettarım. Eğer topluiğne başı kadar bir başarım bile varsa. Bu güne kadar benimle bilgisini, tecrübesini paylaşan insanların üstümdeki hakkı büyük.

Petite: Seslendirdiğiniz anime karakterleri? (hımm süsleyerek mi sorsaydım ama yazının genelinde yeterince kalabalık konuşuyorum zaten)

Harun Can: Unuttuğum çok karakter var. Belli başlı olanları Küçük Golcü (Tsubasa), Voltran'ın yeni çevrimleri, Sailor Moon'daki karakterlerden Umino Gurio'yu seslendirdim. Son olarak da Beyblade'in başrolü Takao var.

Petite: Hangisini en çok sevdiniz?. ”Bitmesin bu yaaa!! Ben çok sevdim bunu. Haydi bakalım, zaman durdurgacı çalış!“ dediğiniz var mı?

Harun Can: Woody Woodpecker. Benden önce Alev Sezer ağabeyimiz konuşmuştu. Nur içinde yatsın. Woody bugüne kadar yaptığım en eğlenceli işlerden biriydi. Scooby Doo vs de var TRT'de yaptığımız. Ama Woody'nin yeri ayrı.

Petite: “Aman aman dakikaları sayar oldum” dediğiniz?

Harun Can: Woody!

Petite: Animelerin seslendirmeleri ile Disney vs animasyonlarınn seslendirmeleri arasında herhangi bir fark var mı?

Harun Can: Aslında çok fark yok. Disney vs. gibi şirketler daha büyük ölçekli düşünüyorlar. Çok da iyi yapıyorlar. Bu konuda ben, İmaj ile çalışıyorum. Zaten Disney'in Türkiye seslendirmeleri ile ilgili anlaşması da orası ile yanılmıyorsam. Disney yapımlarında çok titiz çalışmalar oluyor kast için. Burada voicetest'ler alınıyor, bunlar yetkili kişilere gönderiliyor. Sesler Disney'in onayından geçtikten sonra film konuşuluyor. Bazı sinema filmlerinde de durum böyle. İmaj Türkiye'de seslendirme işini en özenli yapan özel şirketlerden biri. Gerçekten çok iyi bir ekipman ile son derece titiz iş yapıyorlar.

Petite: Anime veya animasyon seslendirmelerinde yaşadığınız problemler var mı?

Harun Can: Animasyon seslendirmek bence bu işin en keyifli kısımlarından biri. Orada filmlere göre daha fazla üretme şansınız var. Sonuçta o bir çizgi karakter ve siz sesinizle ona "yeniden" hayat veriyorsunuz. Bu çok değerli. Anime'lerde sorun olabilecek... Hım! Japonca ile ilgili sorunlar olabiliyor. Özellikle özel kanallarda japonca gibi bileni az olan dillerin çevirileri gecikebiliyor, çeviri problemleri yaşanabiliyor. Bir de dillerin yapısı bizimkinden çok farklı. Sizin uzun uzun sözcüklerle anlatacağınız bir şeyi, o tek hece ile anlatıp susabiliyor.

Küçük Golcü'yü yaparken hatırlıyorum… O zamanlar şimdiki gibi dijital sistemler kullanılmıyordu. Maç sahnesi... Bir yandan spiker maçı anlatıyor. Bir yandan da sahada koşan, oynayan oyuncuların seslendirmesi var. İkisi üst üste senkronize biçimde gidiyor. Pek çok defa şu yaşanmıştır: Siz daha ortasahada koşarken, spiker arkadaş hızlı gitmiş "goooooooollll!" diye bağırmaya başlamıştır. Japonca orjinalden dinleyerek kendini kontrol etme imkânı da olmadığı için, hooop başa dönersiniz yeniden yaparsınız. Aynısı sizin için de geçerli olabilir. Siz az sonra atılacak golün pasını çıkartmışsınızdır, ama spiker çoktan "goooool!" diye bağırmaktadır... Evet doğru tahmin. Yine başa dönersiniz.

Petite: Japon seslendirmelerini nasıl buluyorsunuz? (Bu soru sonrasında Harun Bey’de beliren yüz ifadesine sadece benim şahit olmam iyi bir şey, evet)

Harun Can: Japoncam o kadar iyi değil, üzgünüm. Bu kadar iyi animasyonları yapanlar, emin olun seslendirme işini de gayet iyi yapıyorlar bence. Tiplemeler çok iyi bir kere. Çok eğlenceli karakterler yaratabiliyorlar.

Petite: Ses rengi? Asıl sorun ses renginde değil mi? Birbirlerine çok benzeyen ses tonları var.

Harun Can: Burada objektif bir şey söylemek zor. O toplumda, bu konudaki beğeniyi bilmek gerek biraz.

Petite: Sizce seslendirme işini hangi ülke daha iyi yapıyor? (“Tabi ki biz” demesi için az önce kendisine gofret ısmarlayacağımı fısıldadım da pek tav olacağa benzemiyor.)

Harun Can: Tabii ki biz. Ben yabancı ülkelerin seslendirmelerini pek izleme imkânı bulamıyorum. Bazen dublajlı gelen filmler oluyor. Biraz da uyduda rastladıklarım var. Bu mesleğin tüm yıpratılmışlığına rağmen, bence biz gayet ilerideyiz. :)

Petite: Bir günde kaç bölüm seslendiriyorsunuz?

Harun Can: Değişir. Bu, ekibe, ekipmana, seslendirme biçimine, çeviri durumuna göre değişir. 105 dakikalık bir tv filmini iyi bir ekip ile 140-150 dakikada stüdyoya birlikte girerek konuşabiliriz mesela. Diğer yandan –örnek vermek gerekirse- sinema için yaptığımız Peter Pan isimli filmde ben Peter için sabah 9’da stüdyoya girip akşam 6’da çıktım. Sadece Peter'ın sesleri alındı. Her sahnenin defalarca provasını yaptık ve en iyiyi bulana kadar tekrar kaydettik. Daha sonra bu yapımın DVD'si vs. çıktı zaten. İçimize sinen bir çalışma oldu…

Petite: Bağlı olduğunuz özel bir ajans var mı?

Harun Can: Çeşitli ses kastlarında sesim mevcut.

Petite: “Seslendirme işi her yiğidin harcı değil”i malesef insanlar kabul etmiyor. Her önüne gelen “seslendirme sanatçısıyım” diyebilecek yüreği kendinde buluyor. Peki bu iş de, insanların bu sözleri sarfetmesinden ziyade şevklendiren ve ciddi ucuza çalıştıran prodüksiyon şirketlerinin payı yok mu?

Harun Can: Var. Ancak birileri "beni kullan" derse, elbet onu "kullanacak" birileri de çıkar. Birilerinin biraz haddini bilmesi lazım. En basit konuşma kurallarından bile habersiz insanların elini kolunu sallaya sallaya "ne var ki, ben de yaparım işte, konuşuyorlar öyle." demesi ancak onların cehaletini gösterir. Benim ellerim çok güzeldir mesela, uzun ve hassas parmaklarım vardır. Üstelik ellerim hiç titremez. Açık kalp ameliyatı yapabileceğime inanıyorum. Bir yakınınız üstünde bu iddiamı denememe izin verir miydiniz?

Şimdi şöyle bakmak lazım. Televizyon kanalı, (özel kanalların bazıları düşünüldüğünde) filmi taşeron stüdyolara gönderiyor ve burada filmin seslendirmesi yapılıyor. Bu noktada stüdyonun ne kadar özen gösterdiği önem kazanıyor. O filmin kastı ne şekilde yapılıyor? Hangi karakterler, kimlere konuşturuluyor? O stüdyolara seslendirme sanatçısı ünvanı ile giren kişilerin bu meslek için yeterliliği, birikimi ve eğitimi nedir bunların hepsine bakmak gerekiyor. Bu, işin stüdyo tarafı. Stüdyonun yerimize koyalım kendimizi. Stüdyo yaptığı işin ücretini televizyon kanalından alıyor. Televizyon kanallarının yayın kalitelerinin yükselmesi gerekli. Bir televizyon kanalının "Bu filmin seslendirmesi kötü." diyerek stüdyoya filmi çekinmeden geri göndermesi gerekli. Bu konuda ince elenip sık dokunmalı.Tabii ki tv kanalının, stüdyoya bu işin hakkıyla yapılabileceği miktarlarda ödemeler yapması gerekiyor. Ucuza getirilebilecek türden bir iş değil bu. Şu, her önüne gelenin "seslendirme sanatçısıyım" deme konusu ise bambaşka. Sık sık karşılaşıyoruz, stüdyolara da gelip giden insanlar oluyor.

Petite: İşin bir diğer yönü; konu ile ilgili ciddi yeteneği olabilecek insanların da olması, ki oyunculuk eğitimi almamış ama değme oyunculara taş çıkaracak performanslara şahit olabiliyoruz. Peki bu yeteneğin olurunu nasıl anlayabilirler? Bu işe yeni başlamak isteyenler için önerileriniz var mı? Ne yapmak gerekir?

Harun Can: Oyunculuk eğitimi almamış ama değme oyunculara taş çıkaracak performanslara şahit olduğunuzu sanmıyorum. Bir biçimde birilerinin arasında pişmiştir o kişi. Ha, istisnalar olabilir elbette. Ama istisnalar kaideyi bozmaz. :) Birileri bunun aksini savunabilir. Ama ben öyle ya da böyle bu işin "eğitiminin alınarak" yapılması düşüncesini savunuyorum. Yeteneğin olurunu nasıl anlayabilirler, bunu ben bilemem. Ben bir yetenek avcısı değilim ne yazık ki. Ben de öğrenci olarak tanımlanmalıyım. Bu bana düşmez. Bu işe başlamak isteyenler için, eğer gerçekten "çok" istiyorlarsa… En azından bu dilin kurallarını iyi öğrensinler. Hangi sözcük nasıl söylenir, nasıl tonlanır bilsinler. En azından kaç çeşit "a", kaç çeşit "e" var, bilsinler. Kişi "kar" ile "kâr" sözcüğünü aynı şekilde söylüyor, ama o stüdyoya girme cesaretini taşıyabiliyor. Bunlar basit şeyler gibi görünebilir ama böyle binlerce örnek var. Bu işin eğitimini aldıkları yerlere dikkat etsinler. Birilerinin ticarethane olarak açtığı sözüm ona diksiyon, sunuculuk, spikerlik kurslarından çıkan her kişi bu işe uygundur diye bir şey yok. Biraz keskin bir tavır gibi benimki biliyorum. Ama eğer bir yere, bir konuda eğitim almak için para veriyorsanız ve bu yeteneğe bağlı bir şeyse, sizi kimin eğittiği önemlidir. Sizi o eğitim kurumuna kabul ederken sizin bu eğitime uygun olup olmadığınızın belirlenmesi önemlidir. Parayı verip, üç aylık kurslara gitmekle olmuyor bu işler ne yazık ki. Ama benim kişisel görüşüme göre, güzel konuşmak ve anlatmak istediğini doğru bir biçimde anlatabilmek önemli bir güçtür. Bence "herkes" bu tip kurslara gitmeli. İfade yeteneğini geliştirmeli. Okullarda bu konuda daha özenli davranılmalı. Düzgün Türkçe konuşamayan ilkokul öğretmenleri var. Bu insanlar, çocuklara nasıl "düzgün" Türkçe konuşmayı, okumayı, yazmayı öğretebilirler? "K" harfi yerine "G" veya "Ğ" harfi kullanan bir eğitimci olabilir mi?

Petite: Aldığım duyumlara göre Ses-Bir adı altında, seslendirme sanatçılarını tek bir çatı altında toplamak ve piyasada belli standartlar oluşturmak amacı ile bir dernek kuruldu. Sizin görüşleriniz?

Harun Can: Ses-Bir olması gereken bir çabaydı. En azından artık imkânları zorlayan bir yapı var. Bence bu umut verici bir çalışma. Ancak "birlik" olmak yetmiyor, "oda" olmak gerekli. Devletin bu konuda çeşitli düzenlemeleri yapması gerekiyor ne yazık ki. Bu tip meslek birliklerinin yaptırım gücünün artması şart. Seslendirme Sanatçıları Meslek Birliği, kurduğumuz günden beri pek çok konuda çaba sarf etti. Ancak her şeyin gelip tıkandığı bazı yerler var. Burada devlet ile ortak bir hareket içine girmek lazım. Devletin biraz daha sorumlu davranması gerekiyor. Telif hakları konusunda yasalar var. Ancak bu yasalar şu an düzgün biçimde uygulanamıyor. Bu çok büyük bir açık. Birileri de bu açıktan oldukça iyi faydalanıyor. Düşünün bir... Televizyonlar tekrar yayınlarından telif hakkı ödemiyor mesela. Kazancın vergilendirilerek kutsal kılındığı düşünüldüğünde devletin ne kadar büyük bir vergi girdisini elinin tersiyle itip attığını düşünebiliyor musun? Aynı durum müzik sektöründe de var. Korsan almış yürümüş durumda. Var olan yasaların, düzgün biçimde uygulanmaya başlanması, ilk aşamada çözüm sağlayacaktır. Teliflerin dönmesi, ister istemez seslendirme işinin daha kaliteli bir biçimde yapılmasını gerektirecektir.

Petite: Son dönemde içinde yaşanılan bazı gerginlikler varmış, ayrılanlar olmuş (ahah magazine forever tadında bir soru oldu bu.”Eee sonra n’olmuş cicim?” diye çekirdek çitleyen hatun edası var sanki üstümde)

Peki!, bu kuruluş içinde yaşadığı çalkantılara rağmen bir şeyler yapabilecek mi?

Harun Can: Neden yapamasın?

Petite: Asıl mesleğiniz oyunculuk. Hacettepe Üniversitesi Konservatuvar bölümü mezunusunuz. Yer aldığınız projeler neler? Mete Özgencil’in yönetmenliğini yaptığı bir müzikalde başrol olarak yer aldığınız dedikoduları dolaşıyor etrafta.

Harun Can: Ah... İsmi geçmişken ona da minnet sunmak gerek. Müzikle yarı-profesyonel uğraşmaya başladığım zamanlardan beri Mete Özgencil bana ağabeylik, akıl hocalığı etmiş biridir. “Ünkapanı” projesinden bahsediyorsun. Ünkapanı 3-4 sene kadar önce çalıştığımız bir projeydi. Şu an Mete ağabeyin rafında duruyor. Kimbilir belki bir gün Ünkapanı ile ilgili bir şeyler olabilir. Bilinmez. :) Okul bittikten sonra bazı sağlık problemleri, askerlik vs. derken tiyatroya vakit ayırma imkânım olmadı yeterince. Şu sıralar bir proje var. Bakalım gelecek ne gösterir. :)

Petite: TRT Radyo Tiyatrosunda da seslendirme yapıyorsunuz. Birçok oyunda yer aldığınızı biliyoruz. Hâlâ devam ediyor mu? Ayrıntıları alalım ki merak edenlerimiz açsın radyoyu, dinlesin güzel sesinizi.

Harun Can: Devam ediyor. Hatta bugün Mehmet Turgut'un yazıp yönettiği "Yaşadıkça" isimli oyunun kaydını yaptık. Günlük yayınlanıyor olmalı, ancak ben ne yazık ki yayın saatini bilemiyorum. Pek takip edemediğim için. 10 sene önce yaptığımız radyo tiyatrosu çalışmaları tekrar yayınlara giriyor bazen.

Petite: Nereden öğrenebiliriz?

Harun Can: www.trt.net.tr olabilir.

Petite: Seslendirme, Oyunculuk, Vokalistlik=10 parmak, 10 marifet. Bu çalışmalardan örnekler verebilir misiniz? Unuttuğum var mı?

Harun Can: Ya, ben işte sadece içimden geleni yapabilmeye çalışıyorum, o kadar. Unuttuğun... Müzik prodüksiyonu olabilir. Yazıyorum bir de. :)

Petite: E be yuh diyorum ben de!

Harun Can: Hahaha. Devamlı bir şeyler yazıyorum, belki gelecekte bu konuda bir şeyler olur, kimbilir.

Petite: Yoksa siz de daha fazla parmak mı var? Korkuyorum! Ellerinize bakabilir miyim? Hımm! Sayıyorum… 1, 2, 3, 5, 10. Evet, sadece 10 taneymiş.

Harun Can: 10, 10.

Petite: Gelelim solisti olduğunuz grubunuza? “Korkuluk.” Kendi adıma sıkı takip ettiğim bir grup, tek sorun Ankara’da olması. Canlı performanslarınıza şahit olmak için “Korkuluk İstanbul’a Gelsin” kampanyası düzenleyeceğiz. Sıkı takipçileriniz var. Bize biraz, Korkuluk’tan, çalışmalarınızdan ve planlarınızdan bahseder misiniz?

Harun Can: Aslında KorkuluK artık sadece Ankara'da değil. Ancak Ankara'da tanındık en başından. Bu nedenle, sanki sadece Ankara'da etkinlik yapıyormuşuz, yapacakmış gibi görülüyor sanırım. Bu yakında bozulur. KorkuluK albümü şu an bitmiş durumda. Biz son birkaç aydır albüm şarkılarından ve gruba özel bazı cover çalışmalardan oluşan bir program ile konserler veriyoruz. Albüm konusunda ne nasıl gelişir bir şey söylemek istemem. Ama anlaşma aşamasındayız. Görüştüğümüz yerler var. Bunların dışında bir performans grubu olarak bol bol sahne alıyoruz. Çalmayı seviyoruz.

Petite: İlk single’ınız “Varken” yayımlandı?

Harun Can: Evet. Temmuz ayının son haftası Varken'i yayınladık. Biraz ani bir karar oldu ama "Haydi yapalım!" dedik ve yaptık. Siteden binlerce download oldu. Bize güzel geri dönüşler oldu. Şarkı hakkında bize mail atan, fikirlerini sunan herkese teşekkür ederiz. www.korkuluk.net adresinden şarkıyı alabilirsiniz. Ayrıca grubun performansları sırasında çekilen bazı kayıtları (elimizde ulaştıkça) video.korkuluk.net adresinden yayınlıyoruz. KorkuluK konusunda pek çok çalışma var. Grup dışından insanlar da büyük enerji sarfediyor proje için. Önümüzdeki günlerde KorkuluK ile ilgili yeni haberler olacak.

Petite: Bulutsuzluk Özlemi ile beraber sahneye çıkmışlığınız var. İnsanın “vauv” diyesi geliyor.

Harun Can: Teşekkür ederiz. ODTÜ Stadyumunda böyle bir şansımız olmuştu. Güzeldi. Bizim için sıra dışı konserlerden biriydi. Önümüzdeki günlerde netleşecek bazı konser haberlerimiz var. Biraz sabır.

Petite: Hayranlarınız bazen zıbıtıyormuş. Sahneye Tarkan’ın konserlerinde olduğu gibi iç çamaşırını atan hatunlar varmış, jiletleyenlere tanık olan tanıklarım var! Hepsi emin ellerde. Zamanı gelince basına sızdırmayı düşünüyorum. Tamam, tamam vurmayınız! Sadece şaka, vallahi şaka! Cidden hayranlarınız neler yapabiliyor? Rahatsız eden oluyor mu? Eğer böyle bir durum varsa Anime.gen.tr olarak tarafınıza acilen koruma sağlayabiliriz. (Sağlayabiliriz değil mi Alpin Bey? )

Harun Can: Kimseden rahatsız olmuyoruz. Konsere gelen, bizimle şarkı söyleyen, bizimle eğlenen, kendini kısıtlamadan bizimle birlikte bağıran çağıran herkese sonsuz teşekkür ediyoruz. Onlar olmasa bu işin kaçardı sanırım. Paylaşmak güzel. Biz elden geldiğince gelen her elektronik postaya cevap vermeye çalışıyoruz. Arada cevapsız kalanlar varsa, üzgünüz.

Petite: Peki iç çamaşırı hadisesi doğru mudur?

Harun Can: Kim çıkartıyor efendim bu dedikoduları? : )

Petite: Korkuluk ve siz veya sadece siz geleceğe dair planlarınız neler?

Harun Can: KorkuluK benim için çok değerli. Hatta bazen benim için benden daha değerli diyebilirim sanırım. :)) Biz 4 kişi birlikte sahnede olmaktan büyük zevk alıyoruz. Birlikte zaman geçirmekten zevk alıyoruz. Umarım bu sonsuza kadar bozulmaz. KorkuluK ile az önce bahsi geçen albüm projesi var. Bunun arkasından gelişecek başka fikirler de var ama şu an bunlardan bahsetmek için erken olur. Biz müzik yapıyoruz ve bunu sahneye çıkıp içimizden geldiği gibi insanlarla paylaşıyoruz. Yaptığımız işe ve kendimize samimi davranmaya gayret ediyoruz. Bu samimiyeti izleyen, dinleyen insanlarla da paylaşabiliyorsak ne mutlu. KorkuluK haricinde. Benim kendi işlerim daima devam edecek. Şu ana kadar KorkuluK ve oyunculuk birbiriyle hiç çatışmadı. İyi bir iş planı ile her şey çözülebiliyor.

Petite: Kişisel kayıt stüdyonuz varmış. (Dedikodunun da dibine vurdum evet.) Film, dizi müzikleri üzerine de çalışmalarınız var mı?

Harun Can: Evet, evimde bana yetecek ölçüde bir proje stüdyom var. Grubun tüm şarkıları da burada hazırlandı zaten. Varken'in büyük bölümünü de burada yapmıştım. Bu çok büyük bir rahatlık sağlıyor bana. Film, dizi ve tiyatro müzikleri üzerine bazı çalışmalar olacak gibi. Yeni yeni bunlara vakit ayırabilir hâle geldim. Televizyon için birkaç bir şey var. Jenerik, dizi müzikleri... Bir de ara sıra bazı yakın dostlarımın şarkılarının üstüne ufak tefek bir şeyler yapabilme imkânı yakalıyorum. Başkaları ile ortak işler yapmak heyecan verici.

Petite: Üç kelime ile: Geçmiş? Gelecek? Şimdi? (Sohbete doyum olmuyor ama bir yerde bağlamak zorundaydım, üzgünüm)

Harun Can: Geçmiş, gelecek, sırada ne var?

Petite: Teşekkür ediyoruz efenim saygılarımızı sunuyoruz. Vaktinizin kıymetini düşünerek hörmetlerimizi sunuyoruz efenim.

Harun Can: Saygı bizden efendim. Ne demek?

 

Eveeett, efenim kazasız belasız birkaç kırık, çıkık, ezik, büzük eşliğinde röportaj çalışmamızı tamamlamış buluyorum. Son dönemde karşılaştığım yetenekli şahsiyetlerden biri olan Harun Can'ın, bana katlanma basiretini takdir ediyor ve bu yeteneği kendisine veren Tanrı’ya sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Tamam, tamam kızma Haruncum, sana da teşekkür ederim. Korkuluk ve Harun Can ile ilgili merak ettikleriniz olabileceğini düşünerek size bir kıyak çekiyorum ve aşağıda bilgi alabileceğiniz linkleri yayımlıyorum. (“Yauv ne kıyağı Google’dan da arardık.” Diyorsanız, ”Nankörsünüz hepiniz!” diyorum, ayrıca pes diyorum pes yane!)

Ayrıntılı bilgi için:
www.korkuluk.net
www.haruncan.com

Bol animeli günler…

 

Bu röportaj, sitemiz için Petite tarafından Harun Can ile 25 Eylül 2006 tarihinde yapılmıştır. Sayfa Alpin tarafından düzenlenmiştir. Röportaj metni ve resimler Harun Can'ın izni altında sitemizde yayımlanmaktadır. İzinsiz olarak başka yerde yayımlanamaz.



   

 

Son Girilen Anime Tanıtımları

1. Mirai no Mirai
2. Watashi to Watashi no Futari no Lotte
3. Detective Conan Movie 22: Zero's Executioner
4. Himouto! Umaru-chan
5. Gakuen Babysitters
6. Eureka Seven Ao
7. Goblin Slayer

Son Girilen Manga Tanıtımları

1. Rurouni Kenshin: Master of Flame - Hidden Chapter
2. Rurouni Kenshin: Restoration
3. Yume no Shizuku - Ougon no Torikago
4. Tonari no Kaibutsu-kun
5. Lady Victorian
6. Hadashi no Bara wo Fume
7. Anne no Aijou

En Son Yorum Girilmiş Animeler

1. Fist of the North Star
2. Recorder to Randoseru
3. A.D. Police
4. Jormungand
5. Kimi no Na wa
6. Sword Art Online
7. Kimi no Na wa

En Son Yorum Girilmiş Mangalar

1. Berserk
2. Kaichou Wa Maid-sama!
3. NANA
4. Skip Beat!
5. Death Note
6. Berserk
7. Death Note

 

Copyright © 2000 - 2019 Anime.GEN.TR