|
Vampir Avcısı D: Kanşehveti
Bu
yazı Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin izniyle sitemizde
yayımlanmaktadır. Yazı, Altyazı Dergisi'nin 2002 Haziran
Sayısı'nda (8. Sayı) Vizyon Ötesi bölümünde Dünya Vizyonu
bölümünde yayımlanmıştır.
Kaya
Özkaracalar
Japon animasyonu veya kısa ifadesiyle ‘anime’ hayranlarının
ve genelde animasyon meraklılarının son dönemdeki ilgi
odağı Vampire Hunter D: Bloodlust (buradan itibaren VHD:B
olarak geçecek) adlı uzun metraj sinema filmi. VHD:B,
geçen yıl anavatanı dışında sınırlı ölçekte olsa da ABD’de
de sinemalarda ticari vizyona girdi. Türkiye’de ise üniversitelerdeki
gösterimlerinde ve Ankara’daki Japon Animasyonu Günleri
gibi etkinliklerde DVD üzerinden sinevizyon ortamında
izleyicilerle buluştuğunda yoğun bir ilgi ve beğeni topladı.
VHD:B’nin animenin tarihsel seyri açısından ilginç bir
özelliği var: Animasyon sanatının bu özgün, ulusal ekolünün
dünya çapında tanınmasında öncü bir rol üstlenmiş olan
anime klasiklerinden Vampire Hunter D’nin (VHD) 15 yıl
sonra çekilen devam filmi.
Aslında VHD’nin –ve dolayısıyla VHD:B’nin- kökenleri biraz
daha da eskilere dayanıyor. Vampir Avcısı D’nin ortaya
çıkışı, 1983’ten itibaren yayınlanmaya başlayan aynı adlı
resimli roman dizisiyle olmuş ve iki yıl sonra uzun metraj
animasyon filmi olarak beyazperdeye uyarlanmış. VHD, bir
hayli gecikmeyle de olsa nihayet 1992’de İngilizce’ye
dublajlanarak ABD’de vizyona girecek ve ardından defalarca
televizyonlarda gösterilecek, nihayet hem ABD’de, hem
Britanya’da video piyasasına sürülecek ve böylece Japon
animasyonun Batı’da popülerleşmesinde önemli bir rol üstlenecekti.
Yarı-insan, yarı-vampir olan Vampir Avcısı D karakterinin,
bu özelliğinden dolayı öncülünün Amerikan çizgi roman
karakteri Blade olduğu söylenebilir. VHD her şeyden önce,
daha sonraki daha da sert animelere oranla bugün ılımlı
görünse de, bir çizgi filmde alışık olunmayan derecede
kan, şiddet ve erotizm içermesi açısından dikkat çekmişti.
Daha filmin başlarında kanın gövdeyi götürdüğü açılış
sahnesinin ardından D’nin vampir avcısı hizmetinden yararlanmak
isteyen genç kızın ona “sana verecek param yok ama günde
üç öğün yemek yapabilirim ve istersen benle yatabilirsin”
demesinden bunun yetişkinlere hitap eden bir ürün olduğu
belli oluyordu. VHD,
pek çok farklı anlatısal ve görsel stili bir potada eriten
bir çalışmaydı. Başkarakter, spagetti westernlerden çıkmış
bir kelle avcısı gibiydi, özellikle az konuşur olması
açısından Clint Eastwood’un ‘Man with No Name’ tiplemesini
çağrıştırıyordu (zaten Sergio Leone’nin spagetti westernleri
de Japon samuray filmlerinden esinlenmiştir). Dinozorlarların
kol gezdiği bu coğrafyada, en yeni teknoloji ürünü silahlar
bilimkurgu unsuru katıyor, kasabanın mimari yapısı İngiliz
Hammer stüdyosu korku filmlerinden aşina olunan 19’uncu
yüzyıl Orta Avrupası izlenimi yaratıyordu. Yani popüler
kültürün pek çok motifi, “uzak bir gelecek” açıklamasının
ardından perdede arzı endam ediyordu.
VHD:B’nin VHD ile karşılaştırması ise her şeyden
önce animasyon tekniğinin geçen yıllar boyunca nereden
nereye geldiğine tanıklık ediyor. Gerçi VHD:B, canlandırma
tekniği açısından animedeki en yüksek doruk sayılmayabilir,
orta metraj bir sinema filmi olan Blood: The Last Vampire
(2001) bu açıdan daha ‘başarılı’ bir ürün. Ama VHD:B,
her biri adeta bir tabloyu andıran kompozisyonları ile
görsel açıdan çok daha göz doldurucu; umarım Türkiye’de
de bir dağıtımcı çıkıp VHD:B’yi vizyona sokar da büyük
perdede layıkıyla izleyebiliriz. Spagetti western etkisi
VHD:B’de, VHD’ye oranla çok daha belirgin, bu kez yalnızca
başkarakterin tiplemesinde değil (üstelik bu kez D’nin
İngilizce sesi, Clint Eastwood’u bir hayli andırıyor)
neredeyse filmin ilk yarısının genelinde anlatıya bir
spagetti western havası hakim: büyük para ödülü için birbirleriyle
rekabet halindeki kiralık silahşörlerin mücadelesini izliyorsunuz.
İkinci yarıdaki anlatı ise Francis Ford Coppola’nın Dracula
uyarlamasını anımsatıyor çünkü bu kez vampir ve genç kadın
arasında bir aşk ilişkisi söz konusu; vampir –ve sevgilisi-
trajik figürler olarak sunuluyorlar. Üstelik VHD:B’nin
yaratıcıları Coppola’dan daha cüretkar davranmışlar. Coppola,
romanın alt-metnini su yüzüne çıkarmadaki bütün başarısına
karşın sınırları zorlamada sonuna kadar cesaret gösteremeyerek,
mutlu sonu ancak ilahi haç imgelerinin gücü karşısında
Dracula’nın netamet getirerek huzura kavuşmasıyla tasavvur
edebildiği için filminin finalinde hayal kırıklığı yaratmıştı.
Bir de VHD:B’yi izleyin..
|